Dolar 48,6842 +0,05% Euro 55,9644 +0,17% Sterlin 65,2860 +0,29% Gram Altın 6.722,64 +0,80% BIST 100 13.122,58 -5,54%
Saklı tarihin peşindekilerSaklı tarihin peşindekiler

Anadolu toprakları, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan dünyanın en zengin arkeolojik alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin dört bir yanında sürdürülen titiz kazı çalışmaları, bu kadim mirası gün yüzüne çıkarırken aynı zamanda gelecek kuşaklara aktarılmasını da sağlıyor. Halihazırda 183 farklı kazı alanında tarihin derinliklerine inilirken, Türk uzmanların koordinatörlüğünde yürütülen 28 yabancı kazı çalışması da bu zenginliğin boyutunu gözler önüne seriyor. İzmir’in Konak ilçesindeki Smyrna Antik Kenti’ndeki yoğun mesai, bu emeğin somut bir yansıması niteliğinde.

Smyrna’nın Uzun Soluklu Tarihi

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Türk İslam Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı ve Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, kentin 8500 yıllık geçmişine dikkat çekiyor. Son 2500 yıllık dönemin Konak ilçesi sınırlarında şekillendiğini belirten Ersoy, ilk çalışmaların cumhuriyetin ilk yıllarına dayandığını aktarıyor. 1932’de yüzey araştırması olarak başlayan süreç, 1933’te fiili kazılara dönüşmüş ve aralıklarla 2002’ye kadar devam etmiştir. 2007’den bu yana Prof. Dr. Ersoy başkanlığında sürdürülen çalışmalarda kent meclisinden Roma Hamamı’na kadar pek çok tarihi yapı ortaya çıkarılmıştır.

Kazı Gününün Ritmi ve Ekibin Yapısı

Kazı ekibi, günün 8.00’inde toplanarak 8.30’a kadar hazırlık yapar ve ardından fiili çalışmalara başlar. Smyrna Agorası’nın çeperi ile Smyrna Tiyatrosu olmak üzere iki ana noktada yürütülen kazılar, 10.00’de kısa bir molaya tabi tutulur. Öğle yemeği molası sonrası çalışmalar 17.30’a kadar sürer ve ekip 18.00 gibi alandan ayrılır. Yaz aylarında üniversitelerin tatile girmesiyle akademisyen ve öğrencilerin yoğun katılımı, ekibi yılın diğer dönemlerine göre daha kalabalık bir yapıya kavuşturur. Ocak ayı dışında yılın 11 ayı süren bu süreç, profesyonel bir program dahilinde ilerlemektedir.

Buluntuların Kayıt Altına Alınması

Toprağı kaldırıp eseri bulmak işin yalnızca başlangıcıdır. Her buluntu için farklı bir prosedür uygulanır. Heykel parçaları gibi önemli buluntularda, alan sorumlusuyla döneme aitlik ve çıkarma yöntemi tartışılır. Eser, gün sonunda kazı evi deposuna yerleştirilir. Sikke gibi metal objeler ise kodlanarak kayda geçirilir, laboratuvarda temizlenir ve akademik çalışma ile envantere alınır. Çoğunlukla müzelere teslim edilen bu objeler, tarihleme açısından kritik öneme sahiptir.

Sabır, Güvenlik ve Dokümantasyon

Seramik parçaları seviyelerine göre kasalarda toplanır, yıkanır ve tarihleme açısından önemli örneklerin çizimleri ile fotoğrafları dijital ortamda saklanır. Mimarlar, ortaya çıkarılan kalıntıları belgeleyerek restorasyon sürecine katkıda bulunur. Prof. Dr. Ersoy, hızlı hareket etmenin objelere geri dönüşü zor zararlar verebileceğini vurgulayarak sabrın birinci kalem olduğunu belirtiyor. Fiziksel yorgunluk ve ekip güvenliği de dikkatle izlenirken, uygun ayakkabı, şapka ve uzun kollu kıyafetler zorunlu tutuluyor. Bu yoğun mesai, saklı tarihin aydınlatılmasının getirdiği gururla sona eriyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir