Küresel jeopolitik tansiyon, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş bir genişlikte eşzamanlı olarak yükseliyor. Rusya-Ukrayna savaşı, İran-İsrail-ABD üçgenindeki gerilimler ve Kızıldeniz ile Hürmüz Boğazı’ndaki fiili kapanışlar, devletlerin ve devlet dışı aktörlerin varoluş mücadelesini derinleştiriyor. Geleneksel askeri güç göstergeleri olan uçaklar, tanklar ve füzeler vitrindeyken, uzmanlar savaşın asıl kırılma noktasının suyun altında yattığını savunuyor. Tüm yerkürenin iletişim ve veri yükünü çeken fiber optik kablolar, yeni dönemin en kritik hedefi haline geldi. Su Altındaki Kritik Altyapı ve Norveç Gelişmeleri Dünya genelindeki veri trafiğinin ve internet iletişiminin yaklaşık yüzde 99’u deniz altı fiber optik kablolar üzerinden aktarılıyor. Siber Diplomasi ve İstihbarat Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Kübra Özden, bu kabloların Amerika, Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya arasında uzanan küresel bir ağ oluşturduğunu belirtiyor. Geçtiğimiz günlerde Norveç medyasında yer alan iddialara göre Rus güçler, Norveç açıklarında kritik denizaltı kablolarını devre dışı bırakacak yeni bir teknolojiyi test etmek istedi. ABD ve NATO unsurlarının bölgeye sevk edildiği bu süreçte, hedefte olduğu düşünülen 1.400 kilometrelik iki fiber optik kablo şimdilik zarar görmedi. Ancak bu olay, önümüzdeki dönemde sıkça tartışılacak bir güvenlik sorunu olarak öne çıkıyor. Ekonomik ve Güvenlik Boyutu Deniz altı kablolarına fiziksel veya siber bir müdahale, cinin şişeden çıkmasına neden olabilir. İnternet erişiminin kesilmesi, bankacılık ve ödeme sistemlerinin aksaması, ulaşım ve sağlık hizmetlerinin sekteye uğraması gibi sonuçlar doğurabilir. Özden, kablo iniş istasyonlarının ve veri koridorlarının pasif dinleme, sinyal istihbaratı ve veri trafiği analizi yoluyla stratejik bilgi elde etme imkanı sunduğunu vurguluyor. Bu nedenle deniz altı kablolar, yalnızca iletişim altyapısının değil, ekonomik ve güvenlik sistemlerinin de vazgeçilmez bir bileşeni haline geldi. Olası bir aksilik, neredeyse tüm insanlığı etkileyebilecek sonuçlar doğururken, istihbari ve askeri iletişimi de olumsuz yönde etkileyebilir. Kırılgan Bölgeler ve Sürüklenme Tehdidi Durum yalnızca Kuzey Avrupa ile sınırlı değil. Tarihte ilk kez hem Hürmüz Boğazı hem de Kızıldeniz aynı anda ticari trafiğe fiilen kapandı. Kızıldeniz’den geçen 17 denizaltı kablosu, Avrupa ile Asya ve Afrika arasındaki veri trafiğinin büyük çoğunluğunu taşıyor. 2024’te Kızıldeniz’de Husi saldırıları sonucu üç büyük kablonun kopması, tam onarımın yaklaşık 6 ay sürmesine neden oldu. Bu kırılganlığın somut bir örneği olarak, son zamanlarda sıkça duyulan ‘drifting’ yani sürüklenme meselesi dikkat çekiyor. Bir geminin fiber optik kabloların geçtiği yerde şüpheli şekilde yavaşlaması, haritalama faaliyeti olarak kabul ediliyor. Kuzey Denizi’nde bu faaliyet yüzde 52 artarken, Çin Denizi’nde 18 binden fazla geminin bu durumda olduğu ve faaliyetin yüzde 88 arttığı rapor ediliyor. Türkiye’nin Stratejik Konumu ve Gelecek Adımlar Türkiye’nin yakın çevresi de bu stratejik kablolar açısından yoğun bir bölge. Kübra Özden, Türkiye’nin dijital egemenliğini milli güvenlik meselesi olarak gördüğünü ve bölge devletleriyle yapılan deniz yetki anlaşmaları ile denizaltı projeleriyle bu alanda öne Yazı gezinmesi Anthropic yapay zeka destekli ilaç çalışmaları için biyoloji… Avrupa’da eğitim krizi: PISA sonuçları tarihin en düşük seviyesinde